Små glæder

30 11 2014

Kære læser

Efter en lang pause fra blogverdenen, har jeg endelig fået tid og lyst til at vende tilbage og dele mine erfaringer og tanker med jer. Dette er med henblik på at skabe en gensidig udveksling af viden om alt fra a-z, og blive klogere (forhåbentligvis). Jeg har i et stykke tid fulgt med i forskellige blogs og fundet ud af, hvor nyttigt det egentlig kan være at blogge. I løbet af de tre-fire år jeg har været inaktiv på min blog, har jeg undervejs modtaget nogle info mails fra denne side om, at der er blevet kommenteret på mine indlæg, hvilket gjorde mig glad. Disse var hovedsageligt positive respons!  Tanken om at nogle har fået glæde af det, som man har udført/delt, er en ubeskrivelig dejlig følelse . Ønsker man at blive lykkelig i dette liv, bør man ofte tænke på, hvad JEG kan gøre for andre mennesker for at gøre dem glade, frem for det omvendte.

Derfor er det relevant at reflektere over de handlinger man foretager sig hver dag. Det gør jeg bedst ved at italesætte dem, hvorfor jeg ønsker  at skrive om de forskellige oplevelser og tanker jeg har. Hvis ikke det bliver hver dag, der postes indlæg, beklager jeg på forhånd. Dette kan muligvis skyldes min travlhed med job, børn (eller mand) som kræver både tid og opmærksomhed 🙂

Da mine læsere primært er danskere, har jeg valgt at ændre omfanget af sprogbrug. Fremover bliver det udelukkende på dansk…

Reklamer




Dış Görünüş mü, Fikirler mi?

18 11 2009

Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore’deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere’den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona.

Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan’i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu.

Kim olabilirdi bu?

Hemen kütüphane memuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı:’Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore’ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.

‘Holly’den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan’ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly’i görmek istediğini yazdı.
‘Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen’ diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi.

‘Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım.’ dedi.

Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly’i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç bir şey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve ‘Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?’ diye sordu.

Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly’le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, ‘Merhaba Holly’ dedi gözlerinin içi gülerek.

‘Pardon’ dedi kadın. ‘Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi.

Sizi garın çıkışındaki cafe’de bekliyormuş.. .’





En anbefaling – ny blog med madopskrifter

29 09 2009

Følgende blog er en anbefalelsesværdig blog, der har meget specielle indlæg der primært indebærer mad- og kageopskrifter. Det er desværre på tyrkisk.

www.papatya.kizkulesi.net/

God fornøjelse 🙂





Juma mubarak! Islandi seccadem…

7 05 2009

Juma mubarak / Glædelig fredag / Hayirli cumalar 🙂

-AlifMim





Lad os stoppe med at være “et glas” fremover

2 12 2008

29

En gammel bedstefar var nu træt af at høre på sit barnebarns brok – at han hele tiden var utilfreds med tingene og følte sig dårligt. En dag beder bedstefaderen sit barnebarn om at købe salt.
Da drengen, som var så ulykkelig over alt i verden, kom hjem igen med saltet, bad sin bedstefar om at putte en håndfuld salt i et glas vand og efterfølgende drikke det.

Drengen gjorde, hvad der blev sagt, men spyttede det ud med det samme.

Bedste faderen spurgte; “Hvordan var smagen?”.

Svaret var tydeligvis, “surt”.

Bedstefaderen smilte og tog fat i sit barnebarns arm og gik udenfor.

De gik lige så stille hen til søen og endnu engang bad bedstefaderen om at putte en håndfuld salt, men denne gang i søen og efterfølgende drikke noget af det.

Barnebarnet gjorde igen, hvad der blev sagt.

Bedstefaderen spurgte igen til sit barnebarn; “Hvordan var smagen”?

“Friskt” svarede han med det samme.

“Kunne du smage saltet”? Spurgte bedstefaderen.

“Nej”, svarede drengen.

Efter dette svar, sat bedstefaderen sig ved siden af sit barnebarn og sagde:
De sorger vi oplever her i livet er ligesom salt, hverken for lidt eller for meget. Sorgens mængde er altid den samme, uanset hvad. Men sorgens grad afhænger af hvad de bliver puttet ind i. Når du føler dig dårligt, så må du sørge for at de dårlige følelser du har i forbindelse med dine sorg skal gøres bredere – ligesom søen. Så stop med at være glas fremover, men prøv på at blive en sø i stedet for.